Buğday Derneği kuraklıkla mücadele için altı başlıkta öneri sundu
Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, kuraklığın gıda üretimini ve çiftçiyi tehdit ettiğini belirterek su yönetiminden agroekolojiye ve gıda israfına uzanan kalıcı çözümler önerdi.
Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, Türkiye'de gıda güvencesini ve çiftçilerin geçimini tehdit eden kuraklığa karşı geçici önlemler yerine uzun vadeli ve bütüncül çözümler istiyor. Dernek, ziraat mühendisi Mine Pakkaner'in görüşlerine de yer verdiği değerlendirmesinde altı başlıkta öneri sıralıyor: su yönetimi, doğa dostu tarım, gıda israfı, suyun kirletilmemesi, toplumsal farkındalık ve bilimsel araştırma.
Tablo ciddi. Türkiye'de kişi başına düşen 1.500 metreküp suyun 2030'da 1.100, 2040'larda 700 metreküpe inmesi öngörülüyor. 2024 yazında Çukurova'da çiftçilere sulama yapılamayacağı ve ekim yapmamaları resmî yazıyla bildirildi. 2025'in şubat-mart aylarında Aydın ve Burdur'da tarım arazilerinin büyük kısmında sulama yapılamayacağı için kuru tarım kararı alındı. Konya'da yer altı suyunun çekilmesiyle oluşan obruklar Eskişehir'de de görülmeye başladı.
Artan sıcaklıklar buharlaşmayı hızlandırıp yağış düzenini değiştiriyor; bazı bölgeler aşırı kuraklık, bazıları şiddetli yağış yaşıyor. 2025'teki zamansız donlar sebze ve meyvelerin yanında ağaçları da dondurdu, ardından gelen sıcaklar ürünleri yaktı. Hatay'da bir gecede düşen sıcaklık narenciye üreticilerini kuruyan ağaçlarını sökmek zorunda bıraktı. %100 Ekolojik Pazar üreticilerinden organik tarım çiftçisi Ahmet Okan, benzer bir donun en son 40 yıl önce yaşandığını, kayıpların tarladan tarlaya değiştiğini, limon ve narenciyenin yanı sıra şeftali, kiraz ve erikte de ciddi zarar olduğunu anlatıyor. Kurak kışın ve yetersiz bahar yağmurlarının ardından Amik Ovası'nda normalde sulanmayan buğday da sulanmaya başlandı. Mazotlu pompalarla yer altından su çeken çiftçiler hem düşen su seviyesinden hem artan maliyetlerden kaygılı; artan fosil yakıt kullanımı da iklim krizini derinleştiriyor.
Önerilerin ilki su yönetimiyle ilgili. Dernek, havza bazında planlama yapılmasını, arazide suyu tutan yöntemlerin teşvik edilmesini ve yağmur hasadı sistemlerinin bireysel ve toplumsal ölçekte yaygınlaşmasını istiyor. Yüzde 50'ye varan tasarruf sağlayan damla sulamaya erişimin devlet teşvikleriyle artırılması ve yer altı suyunun kontrolsüz kullanımının denetlenmesi de öneriler arasında. Pakkaner, belediyeler ve ziraat odalarıyla tarımsal kuraklık izleme ve erken uyarı sistemleri kurulmasını, bölgeye uygun ve erozyonu önleyecek ağaçlandırma yapılmasını öneriyor. Pakkaner'e göre çiftçinin katılmadığı üretim planları sahada karşılık bulmuyor; kivi gibi çok su isteyen bir ürün İzmir gibi su sıkıntısı çeken bir yerde yetiştirilmemeli. Bunun için iklim ve yağış verisi toplayan kamu ve özel kurumların verilerini açıkça paylaşması, planlamanın çiftçi, tüketici, üniversite, sivil toplum ve mühendislerle birlikte yapılması gerekiyor.
İkinci başlık doğa dostu tarıma geçiş. Organik maddece zengin toprak suyu daha iyi tutuyor; dernek bu nedenle kompost, malç, örtü bitkileri ve minimum toprak işleme gibi agroekolojik uygulamaların yaygınlaşmasını öneriyor. Bu yöntemler erozyonu azaltıyor, biyoçeşitliliği destekliyor ve dış girdiye bağımlılığı düşürüyor. Dernek, devlet desteklerinin büyük bölümünün kimyasal gübre ve pestisit kullanımını engellemeyen İyi Tarım uygulamalarına gittiğini, oysa sentetik gübrelerin toprağın tuzluluğunu artırarak su ihtiyacını yükselttiğini belirtiyor ve organik tarım desteğinin artırılmasını istiyor. Ürünlere özel kuraklık sigortaları, bölgesel eğitimler, çiftçiden çiftçiye deneyim aktarımı, kooperatifleşme ve topluluk destekli tarım da önerilen araçlar arasında.
Üçüncü ve dördüncü başlıklar gıda israfı ve su kirliliği. Üretilen gıdanın üçte biri tarladan sofraya giden zincirde kayboluyor ve israf edilen her gıda, onun için harcanan suyun da boşa gitmesi demek. Dernek kısa ve yerel tedarik zincirlerinin desteklenmesini, evlerde atıksız mutfak alışkanlıklarını ve ihtiyaç kadar alışverişi öneriyor. Suyun ne kadar kullanıldığı kadar nasıl kullanıldığı da önemli: tarımdaki kimyasal gübre ve pestisitler, evlerde ve sanayide kullanılan deterjan ve kimyasallar yer altı ve yer üstü sularını geri dönüşü olmayacak biçimde kirletiyor; kirlenen su döngüye geri dönemiyor.
Son iki başlık farkındalık ve bilim. Pakkaner, insanların bayat bir ekmeği ya da içilmemiş bir kahveyi çöpe atarken kaç litre suyu da attığını bilmesi gerektiğini söylüyor; bu bilinç yerel ve mevsiminde üretilmiş ürünlere, kompost yapmaya ve daha az israfa yol açabilir. Bunun için okulların ve sivil toplum kuruluşlarının eğitim ve kampanyalar yürütmesini, yerel üretici ağlarının güçlenmesini ve STK'ların üniversiteler, üretici örgütleri ve bağımsız ziraat mühendisleriyle birlikte çalışmasını öneriyor. Üniversitelere ve araştırma kurumlarına da yerel tohumların değişen iklime uyumu üzerine, çiftçilerin katıldığı uzun soluklu ve disiplinler arası çalışmalar yapma görevi düşüyor. Pakkaner, ziraat mühendisleri odaları, ziraat odaları ve tarım ilçe müdürlükleriyle iş birliğini ve tarım eğitiminin endüstriyel tarım yerine agroekolojik ve onarıcı ilkelerle yeniden kurulmasını istiyor.
Dernek, çiftçiler, politika yapıcılar ve tüketiciler birlikte harekete geçmezse daha büyük krizlerle karşılaşılabileceği uyarısında bulunuyor ve doğayla uyumlu, suyu koruyan agroekolojik politikaları desteklediğini belirtiyor.
Devamını okuyun
Tüm gündem →Haber
COP Bike Ride bisikletçileri Antalya yolunda: Ulaşımda bisiklete öncelik için 10 talep
eSTK · 15 Ekim 2026
Haber
Toprağın Kadınları 2026 Büyük Ödülü Hatay'dan Emel Duman'ın İpek Projesine
eSTK · 13 Ekim 2026
Yayın / rapor
İnsan Hakları İzleme Örgütü: COP31 ev sahibi Türkiye'de çevre savunucuları baskıyla karşı karşıya
eSTK · 13 Ekim 2026
Yeniliklerden ilk siz haberdar olun
Yeni açılan hibe çağrıları, ilanlar ve sivil toplum gündemindeki gelişmeleri e-postanıza gönderelim.